Download Hastalığı

Geniş bant internete hasret büyüyen nesiller sonradan görme zenginlere taş çıkartacak bir hırsla tüm interneti indirmeye çalışıyor. İndirilen dosyaların değil, salt indirme eyleminin kutsandığı bu durumu “Download hastalığı” olarak adlandırmak yersiz olmaz.

Geniş bant internete geçtiğiniz günleri hatırlıyor musunuz? Artık dosya indirmek istediğinizde telefon hattınızı meşgul etmenize gerek kalmayacaktı, internet daha hızlıydı ve üstelik sürekliydi. Bu tecrübeyi yaşayan yakın bir arkadaşım, iki haftalık bir tatile çıkmadan önce bilgisayarını açık bırakmış ve eMule programı için irili ufaklı dosyalardan oluşan yaklaşık 600 parçalık bir liste hazırlamıştı. Bilgisayarını download amacıyla aylarca kapatmayan kişiler olduğunu ise gözlememiş olmama rağmen birçok yerde okudum.

İlk başlarda birçok kişi çoktandır indirmek isteyip de indiremediği dosyaları indirdi elbette, yani ihtiyacını karşıladı. Ancak daha sonra beklenmedik bir gelişme oldu. İndirilmek istenen dosyalar bitse de, indirme isteği geçmiyordu!

Bilgisayarla ilgilenen kullanıcıların internette sıklıkla ziyaret ettikleri sitelerden biri olan Donanimhaber.com’da gezerken, bir üyenin bu konuyla ilgili yazdığı oldukça ilginç bir iletiye rastladım: “Yeni bir hastalık türü ortaya çıkıyor diye düşünüyorum; bu hastalığın bende olduğu aşikar: Download etmeden duramıyorum, içimde bir huzursuzluk oluyor. İlla ki o sağ altta uTorrent amblemi olacak ve bir şeyler inecek, yoksa rahat edemiyorum.”

Bir başka kullanıcı da, başka bir platformda “Her indirdiğimde bunu indirdikten sonra biraz ara veririm diyorum, ama nedense kendime engel olamıyorum. İzlemeyeceğim bir film bile olsa, olsun, indireyim arşivde dursun, başka zaman izlerim diyorum.” şeklinde yazarak aynı dertten yakınıyordu.

İnterneti sürekli açık olan bir musluk gibi görerek “akan suyun” boşa gitmemesi amacıyla değerlendirilmesini isteyen kullanıcılar, kendilerinde “download hastalığı” olduğundan şikayet ediyorlar. İnternet onlar için adeta doğal bir memba. Bu nedenle ellerinde şişeler (sabit diskler) ile israf olmasın diye sürekli çeşmenin altında durmak istiyorlar; depoladıkları “suyu” içemeyecek olmalarına ve bunu bilmelerine rağmen. Peki, bu kullanıcıların kotasız internet bağlantısına sahip bir bilgisayarın önünde, herhangi bir dosya indirmeden duramamalarına neden olan durum nasıl oluştu acaba?

Bir kısır döngü

Ülkemizdeki internet bağlantısı tarifelerinden herhalde haberdarsınızdır, ancak yine de şu önemli ayrıntıyı vurgulamak gerekli: Alternatifler arasında bulunan kotasız tarifeler düşük hızlı (genelde 1 Mbit), yüksek hızlı tarifelerse düşük kotalı (genelde 4 veya 15 GB). Duruma şirketlerin işleyişini değil de, kullanıcıların ihtiyaçlarını düşünerek yaklaşan bir kişi için oldukça ilginç bir tablo söz konusu. Kotalı ve ucuz interneti tercih eden kullanıcıların çok büyük bir kısmı için yüksek hızın o kadar da fazla önemi yok, zira zaten dosya indirmiyorlar ve izledikleri videoların birçoğu 1 Mbit bağlantıyla yükleme süresi gerektirmeksizin izlenebiliyor. Sıklıkla daha fazla bant genişliği gerektiren videolar izliyorlarsa zaten 4 GB’lik kotayı aşıyorlar demektir. Yani yüksek hızlı ve çok düşük kotalı tarifeler sanki “bir yanlışlık olsun” da kullanıcı kotayı çabucak aşıversin ve kota aşım ücreti ödesin diye tasarlanmış gibi geliyor bana.

Kotasız olmasına rağmen oldukça düşük hızlarla sınırlandırılmış bağlantılar da kullanıcılara işkence çektirmek için tasarlanmış gibi; çünkü kotasız internet “internet sömürgeci” olarak adlandırılabilecek, indirilmeye uygun ilgili — ilgisiz tüm dosyaları sabit disklerine indiren ve dizdikleri bu garip arşiv ile gurur duyan bir kitlenin tekelinde gibi görülüyor. Aslına bakılırsa böyle bir kitle var, ancak bu kitlenin nasıl var olduğu da sorgulanmalı ki, servis sağlayıcıların kotasız internet kullanıcılarından neden bu kadar korktuğu anlaşılabilsin.

İnternet servis sağlayıcılar geniş bant interneti sömüren bu “kota düşmanı” kitleden şikayetçi, ancak bu kitleyi kim yarattı? Yurtdışında insanlar 8 yıl kadar önce 3G kullanmaya başlamışken, halen çevirmeli bağlantı kullanan ve bir MP3 dosyasını indirebilmek için 45 dakika harcayan bizler değil miydik? Senelerdir süren “yalın ADSL” tartışmalarına karşın, halen internet kullanabilmek için telefon hattına her ay 20 TL’ye yakın bir sabit ücret ödeyen yine bizler değil miyiz? İşte bu nedenle, yatırımların geç ve yetersiz yapıldığı, internetin halen ateş pahası olduğu bir ülkede yaşayan ve istediği dosyayı kaygılanmadan indirme keyfini tadamayan nesiller imkan bulduğunda bu keyfi tatmak istiyor ve İSS’ler ile bu kullanıcılar arasında bir kısır döngü baş gösteriyor. Diğer yandan, sanıyorum ki bu yaranın biraz fazla derin açıldığı bünyeler, bu rahatlığı bir takıntı haline getirmiş durumda. Bu takıntı bana gerçek hayattaki mülkiyet hırsını anımsatıyor.

Sayısal mülkiyet hırsı

19. yüzyılda yaşamış Fransız bir düşünür olan Pierre-Joseph Proudhon, “Mülkiyet hırsızlıktır” der. Ancak elbette düşünürün burada hırsızlık niteliğini atfettiği mülkiyet, insanın temel ihtiyaçları (yiyecek, giyecek, ev vb.) değil, ihtiyaç fazlası olmasına rağmen kâr veya güvence amacıyla depolanan ve paylaşıma açılmamasından ötürü ihtiyaç sahibi insanların ihtiyaçlarını karşılayamamasına neden olan mülkiyettir.

Sayısal dünyada bu tablonun tamamen geçerli olduğunu söyleyemeyiz, örneğin sabit diskimize yığdığımız terabaytlarca dosya başkalarının ihtiyaçlarının karşılanmasını doğrudan (İSS’lerin kotasız tarifeler konusunda daha katı önlemler alması haricinde) engellemiyor, ancak yine de benzerlikler var. Örneğin “başka yerde bulamama” veya “ihtiyaç duyulduğu anda erişememe” kaygısıyla bazen çok da ihtiyacımız olmayan filmleri, müzik veya e-kitap arşivlerini indirdiğimiz olmuştur. Örneğin Facebook’taki “Download hastalığı” grubunda bir kullanıcı bu durumu özetleyen bir davranışını şöyle anlatıyor: “Gerekli gereksiz herşeyi download ediyorum, MS-DOS boot disklerinden tutun da Windows Vista’nın eski betalarına kadar. Bunları hiçbir zaman kullanmayacağımı biliyorum, çünkü Floppy sürücüm bile yok”.

Bu örnek, gerçek hayatta da ihtiyacı olmamasına rağmen bir sürü eşya, giyecek vb. alan kişileri hatırlatmıyor mu size de? Yani aynı sahip olma arzusunun sanal versiyonuyla karşı karşıya gibiyiz. Her şeyi arşivleme arzusu sonucunda bir noktadan sonra arşivimizi hem gereksiz, hem de asla tüketemeyeceğimiz kadar fazla dosyayla beslemenin, sayısal mülkiyet hırsımızın göstergelerinden olduğunu düşünüyorum.

Bu hırsın kurbanı olarak her ay daha fazla elektrik parası ödüyor ve belki de sürekli olarak yeni ilave sabit diskler satın alıyoruz. Elbette bu durumun oluşmasında çevirmeli ağ zamanlarının bünyemizde bıraktığı yadsınamaz yaralar etkili, ancak artık bu sendromu atlatarak bir dosyayı indirmeye başlamadan önce ona gerçekten ihtiyacımızın olup olmadığını kendi kendimize sormamız gerekiyor. Yoksa bu durumun getirdiği ilave masraflardan biri de psikologlara ödenen muayene ücreti olabilir!

Originally published at https://www.serdarcevher.com on September 14, 2010.

Full Stack Developer | Technical co-founder of off2class.com | Founder of valizim.com | Ex contributor @PCnetDergisi

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store